27 Mart 2015 Cuma

"Sanıyorsun ki okyanustasın; ama işte salondasın.."

Herkes sevilmek istiyor. Birileri sevsin onları. Kim olursa, hiç fark etmez. Yeter ki sevilsinler. Düşünüyorum bu durumu.. Bencillik midir, sevgiye açlık mıdır; karar veremiyorum. Oysa sevmekten daha garanti bir şey var mı? Sen seviyorsun bi kere, birinci elden yani. Şüpheye yer yok. %100 eminsin kendinden. Sevmek dururken, neden illa ki sevilmeyi tercih ediyor insanlar, bir türlü anlayamıyorum.

Bilmiyorum, belki de benim hamurumda var platonik aşklar. Öyle uzaktan kendi kendime sevmeyi, düşünmeyi, özlemeyi seviyorum ben. O kişi karşılık verince bütün büyüsü bozuluyor işin. Belki de anormal olan benimdir. Zaten muhtemelen öyledir. Ama ne bileyim, tek kişilik aşklar daha cazip işte. Mesela tek derdin: "Bugün onu görebilecek miyim?". Gerçekten saf duygular bana kalırsa. O kişiyle yaşayacağın saçma sapan bir şeye bile kendince bir anlam yüklemek falan. Bi kere art niyet yok. İçinden geçenleri sadece sen biliyorsun ve bu yüzden çarpıtman da gerekmiyor. Bozulmadan, olduğu gibi duruyor hissettiklerin içinde. Bence çok daha samimi. Çok daha çocuksu.

Bir ara epey kafa patlatmıştım üzerinde, neden böylesini seviyorum diye. Korkaklık mı? Belki de. Ya da ne bileyim, ben bir adamdan hoşlanıyorum ve birlikte olmamamız için hiçbir sebep yok ortada. Ki zaten muhtemelen onun da ilgisini çekmişimdir. Gidip konuşsam ertesi gün sevgiliyiz. Heyecanı nerede ki bunun?

Bir de ben fazla mükemmelliyetçiyim. Bazen çıldırmanın eşiğine geliyorum bu huyum yüzünden. Yani karşımdaki adam standartların çok üzerinde de olsa, illa ki beni rahatsız edecek bir şeyini bulurum. Annem hep diyor ki bana, "Sen kafanda kusursuz bir sevgili yaratmışsın, onun gelmesini bekliyorsun, o yüzden de hiç kimseyi beğenmiyorsun. Ama öyle bir adam yok". Sanırım haklı. Erkeklerden kapasitelerinin üzerinde bir performans bekliyorum. Gerçekten doğalarına aykırı şekilde davranmalarını falan istiyorum. Sonuçta hiçbirinin yontulmamış odundan bir farkı yok. Eh işte, çok uğraşıp sabır gösterirsen biraz şekillendirebiliyorsun; hepsi bu. Tabi ben bunu başarabilecek kadar sabırlı bir insan mıyım? Hayır değilim. Hazır yontulmuşları yok mu ya bunların?

Şimdi lafı nerden nereye getirdim. Velhasıl kelam, ikili bir ilişkide karşımdaki o odunu yontmaya uğraşıp kendimi paralayacağıma, öyle uzaktan uzaktan sever, dertsiz tasasız yaşar giderim. Mesela doğal parklarda o muhteşem leoparları hayran hayran izliyorsun da tel örgülerden atlıyor musun içeriye? Neden atlamıyorsun? Çünkü paramparça yapacağını biliyorsun seni. Onun gibi işte. Tabi o zaman yine ilk söylediğime çıkıyor bu yolun sonu. Sanırım korkaklık evet. Bir çeşit korunma içgüdüsü belki de.

Kafam güzel saçmalıyorum.
Seni görmeden, günüm güzel geçmiyor; bunu söylemek istiyordum oysa ki sadece. Bir de senin bundan haberin yok işte.

Arkadaşların selamı var.
(Arka fonda da bu çalıyor.)